Haber Gönder Künye İletişim
  • Altın (Has) 208.88 212.72
  • Dolar 5.3412 5.3508
  • Euro 6.0565 6.0674
Oturum Aç Üye Ol

ABD KÜRESEL EKONOMİYİ YÖNETMEK İÇİN GÜVENİLİR DEĞİL

Donald Trump'ın Türkiye'ye karşı sebepsiz saldırısından sonra, dünya kendisini Washington'un ekonomik gücünden korumak zorunda
08 Eylül 2018 08:36

Ağustos ayında, Türkiye ekonomisi dünya basınının ana gündem maddesi oldu. Bunun nedeni, Türk ekonomisine, küresel ekonomik sistemdeki en büyük oyuncu olan Amerika Birleşik Devletleri tarafından gerçekleştirilen sistematik bir saldırıydı. Türkiye ile Amerika arasındaki ittifak tarihinde en çok hayal kırıklığı yaratan olaylardan biriydi. Trump yönetimi, bir NATO üyesinin ekonomisine yaptırımlar ve vergilendirme yoluyla açıkça saldırdı.

Saldırının ölçeği döviz kuru dalgalanmalarına yol açarken, Türk ekonomisinin güçlü temellerini de ortaya koydu. Aynı zamanda, Türkiye'nin yapısal reformlar, yeni ticaret ortaklıkları ve yabancı yatırımların cazibe merkezi haline getirilmesi ile ekonomimizi güçlendirmeye yönelik kararlılığını artırdı. Türkiye, ABD gibi güçlü ülkelerin artık tek taraflı olarak ekonomik gücü elinde barındırmaması için uluslararası ekonominin yapısını yeniden dengelemeye yönelik adımlar atmaya başladı.

Altmış yıldan daha fazla bir süre zarfında Türkiye, Batı ülkelerine karşı önemli tehditler ile uğraşmada ön saflarda yer almıştır. Son yıllarda bu, El Kaide ve sözde İslam Devleti (DEAŞ) gibi terör örgütlerine karşı mücadeleyi de içeriyor. Bu dönemde Türkiye, Suriye'deki acımasız rejimden kaçan milyonlarca mültecinin umudu, Suriye'deki savaşı Batı'ya taşımak isteyen terör örgütlerinin ise hedefi haline gelmiştir. Dünyanın en istikrarsız bölgelerinden birinde, Türkiye bir istikrar adası haline gelmiştir.

Trump yönetimi, Türkiye'ye karşı yaptırımların uygulanmasında, Türkiye'nin barış ve istikrarını hedef alan terör faaliyetleri ile güçlü bağları olan bir ABD vatandaşı ile ilgili devam eden bir yasal davayı bahane etti. ABD'nin yaptırım kararının etkileri dramatik de olsa Türk ekonomisi ani dalgalanmalar yaşadı. Washington'un bu şekilde ekonomik silah kullanımı, dünyanın dört bir yanındaki pek çok ülke ve yatırımcı için bir uyandırma çağrısı oldu. Trump yönetiminin bu hamlesi sadece Türkiye ve ABD arasındaki ittifakın geleceği için değil, aynı zamanda küresel pazarlar için de bir tehlike olarak kabul edildi. Bu arada, Amerika Birleşik Devletleri'nin Avrupa, Rusya ve Çin'deki ticaret ortaklarına karşı tek taraflı uyguladığı vergiler, uluslararası ticaret, işbirliği ve istikrarın dünya çapında ülkeler arasında daha güçlü bir ittifakla güvence altına alınması gerektiğini ve karşı tedbirlerin alınmasını gerektirebileceğini kanıtladı.

ABD tarafından yaratılan bu yapay krizin ortasında, Türk hükümeti uluslararası ekonominin geleceği için umut verici yeni fırsatlar görmekten memnuniyet duyuyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi Avrupalı dostlarımız, Washington'un yaklaşımının tehlikeli ve yanlış olduğunu anladıklarını açıkça belirten açıklamalarda bulundular. Türkiye ve Avrupa Birliği arasındaki işbirliği ve dayanışma ruhu, her iki tarafın siyasi ve ekonomik refahı için kritik olduğu kanıtlanarak yeniden canlandı.

Tüm olumsuz propaganda ve mali sistemine yapılan saldırı karşısında Türk ekonomisi güçlü olduğunu gösterdi. Geçtiğimiz ay içinde Türk lirasının devalüasyonunun ekonomik göstergeler veya makroekonomik veriler ile açıklanamayacağını tekrarlamakta fayda var. Türkiye'nin mali yapısı ve bankacılık sistemi bu süre zarfında herhangi bir temel değişiklik yaşamamıştır. Türk hükümeti, yatırımcı dostu bir ortam yaratmayı taahhüt etti, gelecekteki olası zafiyetleri önlemek ve bu hedefe ulaşmak için gerekli adımları attı. Türkiye şimdi daha büyük bir kararlılıkla para ve maliye politikalarını koordine edecek ve dengeleyecektir. Ekonomimizin likiditesi olan mali disiplin, önümüzdeki yıllarda kesinlikle gözlenecektir. Ayrıca yapısal reformları zamanında uygulamaya kararlıyız. Gerçekten de, hükümet genelinde bir dizi maliyet tasarruf tedbiri uygulamaktayız ve ihtiyatlı makroekonomik önlemlerle daha sürdürülebilir büyüme oranları elde etmek için çalışıyoruz.

Son 16 yıl boyunca Adalet ve Kalkınma Partisi'nin birbirini izleyen hükümetlerinde olduğu gibi, Türkiye Merkez Bankası'nın bağımsızlığı, etkinliği ve para politikasındaki lider rolü hükümet için bir öncelik olmaya devam edecektir. Merkez Bankası'na mali politikalar aracılığıyla destek vermeye ve manevra ve güvenilirlik odağını güçlendirmeye devam edeceğiz. Türkiye'nin, piyasa ilkelerine ters düşen kurallar uygulamamadığının altını çizmek de önemlidir; Kriz veya finansal saldırı, Türkiye'nin bu ilkelere olan bağlılığını zayıflatamaz. Sermaye kontrollerine başvurmayı hiç düşünmedik ve bunu gelecekte de asla düşünmeyeceğiz. Avrupa hükümetleri tarafından onaylandığı gibi, Türk bankacılık sistemi sağlıklıdır ve döviz kuru riski yoktur. Bankacılık sektörü mevcut volatiliteyi yönetme kapasitesine sahiptir ve hükümet gerektiğinde sektörü desteklemekten çekinmeyecektir.

Bazılarının tavsiyesinin aksine, Uluslararası Para Fonu'nun (IMF) kapısını çalmak bizim gündemimizde yok. Türkiye şimdiye kadar olduğu gibi uluslararası piyasalardan döviz rezervlerini güvence altına almaya devam edecektir. Hedefimiz, Türkiye'nin doğrudan yabancı yatırım çekmeye devam etmesini ve küresel ekonomi için inovasyon, araştırma ve geliştirme merkezi haline gelmesini sağlamaktır. Türkiye'nin kamu borçlarının GSYİH'ye oranı yüzde 28 civarında. Ortalama olarak, bu oran gelişmekte olan ekonomilerde yüzde 49 ve Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkelerinde yüzde 111'dir. Üstelik, hanehalkı borcu - GSYİH oranı Türkiye'de yüzde 17'dir ki gelişmiş ülkelerdeki ortalama olan yüzde 36'dan ve dünya genelindeki yüzde 59'dan daha düşüktür. Toplam borç oranı Türkiye'de yüzde 137, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 211'dir; Bu oran için dünya ortalaması yüzde 318'dir. Tüm bu göstergeler, Türkiye'nin yakın zamanda sıkıntılardan daha güçlü bir şekilde ortaya çıkacağını göstermektedir.

Türkiye'nin mali sistemine yönelik mevcut sınamanın, küresel ekonominin yapısını ve içindeki konumumuzu güçlendirmek için bize büyük bir fırsat sunduğuna inanıyorum. Türkiye, ABD'nin yakın zamanda siyasi bahanelerle yaptırım uyguladığı tek ülke değil. Bu tek taraflı yaklaşım gelişmekte olan ekonomileri tehdit ettiği kadar gelişmiş ekonomileri de tehdit etmektedir. Özellikle de dünya ekonomilerinin eşi benzeri görülmedik bir şekilde birbirleriyle bütünleştiği bir zamanda, dar tanımlanmış ulusal çıkarlar ile hareket eden güçlü aktörler tarafından alınan tek yanlı ekonomik kararlara direnmede işbirliği yapmanın birçok ülkenin çıkarına olacağı açıktır.

Dünya inanılmaz karmaşık zorluklarla karşı karşıya. Washington'un uluslararası ekonomi ve uluslararası ticarete yönelik tehditleri, bu zorlukların önemli bir alt kümesidir ve dünya, bu zorlukları müşterek olarak ele almalıdır. Tek taraflı yaptırımlar, ticaret savaşlarının kışkırtılması ve ekonomik silahların kullanılması, bir başka küresel ekonomik krizi tetikleyebilir. Bu kritik noktada, dünyanın dört bir yanındaki gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomiler, potansiyel krizleri ve finansal saldırıları ele almak için güçlü ve kurumsallaşmış işbirliğini teşvik etmelidir. Türk ekonomisine yönelik saldırı, ekonomik baskının siyasi bir silah olarak anlamsız kullanımının ciddi küresel riskler oluşturduğuna bir örnek olarak görülmelidir. Dünyadaki diğer ülkeler Türkiye ile birlikte hareket ederek, gelecekte yapay krizlerden kaçınmak için ortak bir strateji oluşturulmasına yardımcı olabilir.

Türk hükümeti, kendi ekonomimizin kırılganlıklarını giderirken, diğer ülkelerle daha fazla işbirliği ve koordinasyon sağlamak için adımlar atacak. Her türlü ekonomik riski tereddüt etmeden ortadan kaldırmaya çalışacağız. Bizim kararlılığımız, daha derin ve karşılıklı yarar sağlayan ekonomik ve politik işbirliği için bir fırsat sunuyor. Bu anı yakalamalı ve sürdürülebilir bir ekonomik gelecek inşa etmeliyiz.

SABAH

GÜNE BAKIŞ SAYFASINI

YORUMUNUZU YAZIN ...

Bu haber için hiç yorum yazılmamış. İlk yorum yazan siz olun.

ÇİZGİLERİN DİLİNDEN

GÜNÜN SÖZÜ